07 Şubat 2011
denizin çağrısı
...
Durup dururken, ''En mutsuz olduğun gün hangisiydi?'' diye sordu. Bu kız içimden geçenleri mi okuyordu? Dikkatle baktım yüzüne. Kahverengiyle yeşil arasında gidip gelen, bal rengine yakın gözleri vardı. Pansiyon sahanlığına vuran sokak lambasının ölgün ışığında, lazer gibi parlıyorlardı üstelik.
''Neden öyle bakıyorsun?''
''Hiç,'' dedim.
''Neden susuyorsun?''
''Düşünüyorum.''
''Neyi?''
''Neyi anlatmam gerektiğini.''
Ona ikinci sınıfa başladığım günü anlatmalıydım belki de, o pabucu dama atılmışlığı, o birinciliğini yitirme endişesini, o dehşeti anlatmalıydım ama vazgeçtim. ''Ben mutsuzluğa karışıyım,'' dedim.
''Neden?''
''Çok fazla mutsuz insan var.''
Sedef bunun üstünde fazla durmadı, en mutsuz olduğu günü anlatmaya başladı. Aslında soruyu kendisine sormuştu galiba. Kibarlık olsun diye önce benim cevabımı öğrenmek istemişti. En mutsuz olduğu gün, teyzesinin düğününün olduğu günmüş. Damatla gelin gidince, yalnız kalınca.
''Nasıl yalnız?'' dedim.
''Gelinlikle yalnız kalınca.''
''Haa... Şu küçük gelin muhabbeti mi yoksa? Seni küçük gelin mi yapmışlardı? Ama tahmin etmeliydin.''
''Evet,'' dedi. ''Tahmin etmeliydim. İnsanlar bir sürü yalan söylüyor. Evlenen sen olmadığın halde gelinmiş gibi davranıyorlar büyük bir ciddiyetle, sonra düğün bitince gerçeği anlıyorsun. Düğün günü terk edilmiş bir gelin gibi hissediyorsun kendini. Hatta ondan da beter bir şey bu. Başkasının düğününde terk edilmiş bir gelin. Düğün bile senin değil.''
''Bu laflar senin mi?''
''Nasıl?''
''Annem gibi konuşuyorsun.''
''Anneni de mi küçük gelin yapmışlar?''
''Yok. Annem 39 yaşında...''
Sorar gibi baktı. Üstelemedim. Söylemekten vazgeçtiğim şeyler söylediklerimden daha fazla. Çünkü insanları üzmek istemiyorum.
''Teyzem evleneli altı ay oldu. Hâlâ düğünden sonra nasıl ağladığımı anlatıp gülüyorlar. İnşallah çocukları olmaz. Her akşam Sübhâneke okuyorum.''
''Neden?''
''Çocukları olmasın diye. Ayet-el Kürsi'yi de ezberleyeceğim, o daha etkiliymiş.''
''Çok düşünme bu konuyu,'' dedim.
''Niye?''
''Stres insanı öldürür. Herkes o yüzden tatile çıkıyor.''
Küçük kardeşi geldi, ''Sonradan görme ne demek?'' diye sordu.
''Birini görürsün, ertesi gün bir daha görürsen o olaya sonradan görme denir,'' dedim. ''Şimdi annenlerin yanına git!''
Sedef, ''Hayır,'' dedi. ''Bir olay olur, herkes görür, sen geç gelip sonunu görürsen, buna sonradan görme denir. Şimdi annemlerin yanına git!''
...
Bu aralar Behzat Ç. ile ünlendiği düşünülse de, şanslı kimilerince zaten ünlendirilmiş Emrah Serbes'in 'Taşrada ve kâinatta, yapayalnız kalmış erkek çocukların hikâyeleri'ni anlatan kitabından alındı. Afiyetler.
yama:
alındı,
Emrah Serbes,
Erken Kaybedenler,
kitap
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

0 laf geldi::
Yorum Gönder