19 Mart 2011

all the world is green


bir gün orada uyansam dediğim yerlere gittim. oralarda uyandım. sokaklarında yürüdüm. gözlerimi açtım açtım kapattım ve bana verilen sürenin sonuna geldiğimde aslında oraları ne kadar sevdiğimin farkına vardım. tekrar gidebilmeyi aklımın bir köşesine, pasaportumu da çantamın iç cebine koydum. sanırım insanı o gittiği uzaklarda en çok o bir süre sonra bitecek olan sınırsız özgürlüğün yalnızca bir süreliğine olduğunu bilmenin huzuruyla başıboş dolaşmak cezbediyor. aç kalmış gibi elinden geldiği kadar bol anıyı mideye indirmeye çalışıyorsun, ki belki de içindeyken bunu o kadar da iyi farkedemiyorsun ama geriye dönüp baktığında görüyorsun ki kumbaran gülümseten detaylarla dolmuş.
sonra o kendince yarattığın kalabalığın arasında bir an durup soluklanma anların var. gözüne kestirdiğin sevimli bir merdivende ucuza aldığın şarabınla demlenirken sokaktan geçen insanların sana gülümsediğini ve dinlediğin şarkıların senin onları sevdiğin gibi seni sevdiğini farkediyorsun. bunları anlamak için o kadar uzaklara gitmene gerek olmadığını bilmene rağmen sanki orası bir başlangıç noktasıymış ve sen o andan sonra eline geçecek olan her şeyi olduğundan çok daha iyi yapabilecekmişsin hissine kapılıyorsun. haksız da sayılmazsın, yapıyorsun. mutlulukta level atlıyorsun ve artık bir sonraki günü iple çekmiyorsun. çünkü bugünün var, oralardasın..

0 laf geldi::