06 Temmuz 2010

they have no contract


New York'un kalabalığında yalnız kalmış, etrafı yürüyebilen ilişkilerle çevrilmiş ve içindeki bir erkek tarafından sevilmeye dair olan inancını yitirmiş olan bir kadını kameranın önüne koyan film Broken English.

Absürd komedileri dışında başka bir filmini izlemediğim Parker Posey gerçekten de çok tatlı. Onu bu kadar kadın ve kadın olarak izlemek başlarda garip gelse de film bittiğinde artık böyle düşünemedim. Söylendiği üzere şık bir otelde çalışan ve babasının ölümünden sonra kendini içinde büyüttüğü mutsuzluğa hapseden bir kadın Nora. Ve Nora'nın deyimiyle ''bütün Fransız erkekleri böyle midir? tutkulu, ilgili ve özenli..'' şeklinde özetleyebileceğim Julien (Melvil Poupaus) de yakınında olmak istenebilecek bir erkek. Anlaşılacağı üzere önce hayatın birden tahmin edilmeyen yerlere savruluşu ve sonrasında izlenmeye değer kareler geliyor.. Erkeklerin, böyle filmlerden etkilenmeyi ne zaman bırakacaksınız dediğini duyar gibiyim ama sanırım en azından kendi adıma ben bırakamayacağım. Gerek de yok zaten..
ve Paris.. söylenmek istenen çok söz var. Paris.

1 laf geldi::

alemonia dedi ki...

nolur yaz artık.