07 Haziran 2010

gözüm havayı görmüyor

İyi günler.
Ben size yazılarımı yollasam. Siz de bana yazılarınızı yollasanız. İçinden beni makul bulduğunuz, sizin orada görmek istediğiniz ve bu yüzden artık yalnızca ben olarak kalmadan siz gibi olabileceğimi söylemeleriniz çıksa. Cıks mı? O zaman. Ben burada dururum. Siz de orada durun. Aynı anda yazalım. Gözüm biraz yoruldu şimdi. Siz bana okuyun en iyisi. Okumalarınız da yazmalarınız kadar iyiyse ben de size okumalar vereyim. Siz de bana yazmalar verin. Size verdiğim okumalar benim yazmalarımı kapsayabilir mesela. Ne güzel olur. Diy mi? Bakın o zaman şöyle yapalım. Ben akşam eve gideyim. Bol yazılı bir kek yapayım. Kekin içinden harfler koksun. Sonra siz onları birer birer yiyin ve hiç şişkinlik yapmasın. Sonra bana gelin kendi ellerinizle ve harflerimden isteyin. Mesela. Ben hemen uzatırım ki. Ellerim kımıldıyor benim sizin o tarafa doğru. Gördünüz mü? Peki o zaman şunu dinleyin. Yarım saat sonra bu parmakların ucundan kalkmış olacağım ve beni bir yere götürecek olan bir taşıta bineceğim. İsterseniz bu taşıt beni size getirebilir. İstemezseniz ben de istemeyebilirim. O zaman kimsenin hayalleri kırılmaz. Hayallerin kırılması hiç sevdiğim bir şey değil. Camların kırılması da. Camların kırıklarını yalnızca camcılar sever. Bizim ailede de hiç camcı yok, o yüzden kırık camları sevmeyişim genetik yani benim. Ve sizin sözleriniz. Evet biliyorum çok kısa kaldılar benim uzattıklarımın yanında. Ben de elimde makas evime koşuyorum o zaman yirmiüç dakika sonra. Bakın ben de kısa kesmiş olurum kesin. Ya da olmam. Peyki. Size iyi. Güneşli günler. Dilemeler yazıyorum. O zaman.

1 laf geldi::

ddarko dedi ki...

Okumalarım yazmalarımdan daha kötüdür. Okumak istemem ama yazmalarımdan göndermek isteyebilirim. Ama yine de yapamam, çünkü utanırım. Camların kırıkları çok umrumda olmaz ama hayaller kırılmamalı. Doğrudur.