herkese o çok sevdiğiniz kahvenin, o en sevdiğiniz yudumu tadında bir yıl diliyorum.
31 Aralık 2009
29 Aralık 2009
sizin için en güzel kelebekleri salıveriyorum
herkes ikibindokuzu kendi süzgeçinden geçiriyor ve öyle ya da böyle bir liste yapıyor son bir yıla dair. öncelik sırasına göre kimisine kalbinin üst sıralarında yer verirken kimisine de kapıcı muamelesi yapıyor; ama bence asıl önemli olan bu hengâmeden farkında olarak aldıklarımızdan çok farkında olmadan davet ettiklerimizdir. şimdi bu ne ki? demeyin. eminim ki anlamlı şeyler kümesi bu cümlemi de bağrına basacaktır (ha bu arada blogum bir yılını doldurdu ve artık yapmadığım laf ebeliklerimi özledim sanırım. neyse konumuz bu değil). uzun zamandır uzun uzun yazmadığımı da göz önüne alacak olursam yeni yıl kumkuması günler benim için yeterli bir bahane olacaktır:ikibindokuz bir kere en öncelikli olarak okul yaşantımın sekteye uğradığı yıldır. kapı gibi lisans diplomamı alamasam da geçici bir mezun etme belgesi verdiler sağolsunlar. okul yaşantım sekteye uğradı diyorum çünkü öğrenci olmak benim için çoçok önemliymiş, bu sıfatı kaybedeyazdığımdan beri bu konuda böyle düşünülüyor, kanıksadım. ve bu demektir ki yükseklere göz dikecek ve şu upuzun stajı başlatmayı becerdikten sonra kaldığım yerden öğrenciliğe devam edeceğim (mali müşavirlik stajı). ancak öncesinde ne yükseği yapacağıma da karar vermem gerek ve hangi okulda yapacağıma da. gönül ister ki en güzel okullusu, en yükseği, en yapılması gerekeni benim olsun ama kimilerine teğet geçen kriz beni deldi de geçti diyebilirim.
okulun bitmesi demek kariyer.net, yenibiris.com gibi güzide cv yuvası siteleri gereğinden sık ziyaret etmek demek ve ben de bu kanun hükmünde kararnameye uydum ve beni istemeyeni ben hiç istemem diyemesem de bir yerlerden tutunmaya başladım. evet beni camiasına katmaktan kendini mahrum bırakan işverenler, vergi levhalarınızla birlikte cayır cayır yanacaksınız! ama bu demek değil ki ben istenmeyen tüyüm. değilim. tüyün isteneni olur mu bilmem ama ben istenen bir şeyim. istenirim.
gönül işleri bakanlığı'na düşen işlerim bu yıl da kaldığı yerden devam etti. bazen sörf tahtam ters dönse de elimden geldiğince iyi bir yıl çıkardım. yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim.
bu temel taşların dışında okuduğum, izlediğim, gezdiğim, gördüğüm, yediğim, içtiğim şeyler de var. human nature: ''insan sosyal bir hayvandır'' söyleminden yola çıkarsak, tek başımıza da sosyalleşmemiz fizik kuralları gereği mümkün olmadığından, ben de kendimce yaptım bazı sosyalleşmeler. köye gittim. dağ bayır gezdim. kar kış demedim. yürüdüm. düz yürüdüm. bazen geri geri yürüdüm hatta geri geri koştum ki gülme katsayınız arttıkça adım atabiliteniz zayıflıyor ama yine de denemeye değer. yanımdan geçen arabalara el filan da salladım ama düşmedim, insan zamanla ustalaşıyor. daha fazla detaya girmeyeceğim çünkü yeni yıl arifesi kıskançlık duygunuzun su yüzüne çıkmasını istemem. mutlu olun.
ve elbette yaz.
güzel ve dinlendirici bir yaz geçirdim. çok okudum. az yüzdüm. çok güneşlendim. hayatımda ilk kez bu kadar fazla bronzlaştım. kanser olursam hep sizin yüzünüzden sevdiğim kitapların sevdiğim yazarları. sahilde oturup oturup ayaklarıma değen suların ödünç verdiği mutlulukları etrafıma bölüştürdüm. ailemle çokbol vakit geçirdim. aramıza yıllar giren arkadaşlarımla telafi sınavlarına girdim. uzun yazlardır yapamadığım şeyleri yaptım yani. kafamı tatile çıkardım. tavsiye edilir.
bunların dışında; jay-jay'e taptım, kimi dönüşleri bekledim, biraz daha büyüdüm, hala bir kitaplık almadım, kendimi çok fazla dinledim, bitkilerle haşır neşir oldum, kilo verdim, askere gidenlere güle güle diyemedim, artık yapamayacağımı bildiğim şeyleri özledim, annemi mutlu ettim, kendimi mutlu ettim. beni mutlu ettiniz. sizi mutlu etmek istedim.
biraz da çevrede gezintiye çıkarsam:
bu yıl da kadınların tam anlamıyla erkekleri ve erkeklerin de tam anlamıyla kadınları anlayamadığı bir yıl oldu. yine hiçbir zaman mümkün olmayacak olan eşitlik ve empati üzerine inişli çıkışlı düellolar yapıldı. kimilerinin kalbinin yanında kaşı gözü dağıldı, kimilerinin dağılabilecek bir kalbi olmadığı ortaya çıkarıldı. bu uğurda yapılan her şarkı birilerine gönderildi, kimilerininki geri gelirken kimilerininkilerin ardından el sallandı. çiçekler alındı verildi, kimileri bunların ardından baktı. güzel sözler söylendi. güzel yemekler yenildi. güzel kahveler pişirildi. fallarda yine hayvanat bahçelerine gidildi. gülündü. edildi. hep mutlu şeyler hatırlandı. mutsuz şeylerin üzerine bir kürek toprak daha atıldı. bunu yaparken de yine düşünüldü ya neyse. sonuçta güllüğümüzde üçyüzaltmışbeş sayfa daha ileriye gittik. umarım herkes için bu gidiş bir itiş olmamıştır. olduysa da her şeyi telafi edecek bir şeyim var:
"sevgili güllük,
insanlar sabahları uyanırlar. güneş sabahları doğar. insanlar işe giderler. ayakkabı giyerler. bazen laciverd, bazen siyah, bazen beyaz arabalara binerler. bazen de kahverengi ayakkabı giyerler. hava vardır. su vardır. bazen yağmur ya da kar yağar. kış vardır. kışın hava erken kararır. evlere gidilir. çorba içilir. şeftali yenir. insanlar pazen ya da başka kumaşlardan dikilmiş pijamalardan giyerler. pikniğe gidilir. at vardır. en çok kahverengi ya da ona yakın renklerde atlar olur. bazen taksi tutulur. kuşlar havada uçar. yer vardır. ona basılır. yaz olunca denize girilir. balıklar yüzerler. yeşil vardır."
-Ah Muhsin Ünlü-
yama:
ikibindokuz,
çetele
25 Aralık 2009
let's watch the flowers grow
doğum günün kutlu olsun.
23 Aralık 2009
üzgünbalığı ve kumru
''Parkta biraz oturdular. Kumru ''Üzgünbalığı masalı anlatmayacak mısın bana?'' diye sordu. Sulhi, bu soruyla nasıl da rahatladı, kendine geldi, bilemezsiniz!
Yıllar önce, Kumru'nun anne babasının, trafik kazası geçiren bir yakınlarını görmeye apar topar hastaneye gittiği bir gece, Kumru ile Tuğrul İstanbul'dan telefon etmişlerdi. Kumru uyuyamadığından şikâyet edince, Sulhi telefonda ona şu masalı anlatmıştı: '' Eskiden, ama çok eskiden; dünyada daha denizler, göller, nehirler yokken, sular yalnızca bardaklarda ve sürahilerdeyken, üzgünbalığı adında bir balık yaşarmış. Gözleri simsiyah, ağzı küçücük olan bu balık, mavi, kırmızı ve yeşil pulları güneşin altında parlarken havada dolaşır, hiç arkadaşı olmadığı için üzülür, durmadan ağlarmış. Öyle çok ağlamış öyle çok ağlamış ki, sonunda dünyanın çukurlarında gözyaşları birikmeye başlamış, sonra da taşıp nehirler halinde akmaya başlamış üzgünbalığının gözyaşları, daha büyük çukurları doldurmuş, deniz olmuş.'' Tam burada Kumru atılıp, ''Böylece başka balık arkadaşları da olmuş değil mi?'' diye sormuştu, sonra yanıtı beklemeden, ''Denizler de bu yüzden tuzlu sanırım, gözyaşı olduğu için.'' demişti, akıllı kız.
O geceden sonra âdetleri olmuştu, hemen her görüşmelerinde yeni bir üzgünbalığı masalı anlatıyordu Sulhi: Üzgünbalığı okulda, iyi ıslık çalamadığı yalnızca hava kabarcıkları çıkartabildiği için müzik dersinden bütünlemeye kalıyor; üzgünbalığı evde, geceleri korktuğundan evin bütün musluklarını açıp öyle yatıyor; üzgünbalığı tren yolculuğunda, kompartımanı tavana kadar suyla doldurduğundan bilet kontrolü için kapıyı açan zavallı kondüktör sırılsıklam oluyor; üzgünbalığı lokantada, onun müşteri olduğunu anlamayan kaba aşçılar ve garsonlar ellerinde kocaman bir tavayla üzgünbalığını kovalıyorlar, bizimki yarım bırakılmış bir sebze çorbası kâsesine saklanarak canını zor bela kurtarıyor; üzgünbalığı suluboya resim sergisi açıyor; üzgünbalığı ulusal sutopu takımının kaptanı, üzgünbalığının basın açıklaması: Büyük balıkların küçük balıkları yutmasına üzülüyorum...
Sulhi yeni bir üzgünbalığı masalı anlatmak üzere arkasına yaslandı, biraz düşündü, sonra anlatmaya başladı, sesi hiç de neşeli değildi: ''Üzgünbalığı denize ve arkadaşlarına kavuşunca senin gibi ben de sevinmiştim Kumrucuğum. Ama hiç aklımıza gelmeyen bir sorunu var şimdi üzgünbalığının: Suyun içinde ya, artık ağladığını kimse farketmiyor! Hiçbir balık arkadaşı onun ağladığını görmüyor, yanına gelip 'Neyin var dostum?' diye sormuyor.''
Bir süre ikisi de konuşmadı. Sonra Kumru sordu:
''Neyin var dostum?'' ''
Yıllar önce, Kumru'nun anne babasının, trafik kazası geçiren bir yakınlarını görmeye apar topar hastaneye gittiği bir gece, Kumru ile Tuğrul İstanbul'dan telefon etmişlerdi. Kumru uyuyamadığından şikâyet edince, Sulhi telefonda ona şu masalı anlatmıştı: '' Eskiden, ama çok eskiden; dünyada daha denizler, göller, nehirler yokken, sular yalnızca bardaklarda ve sürahilerdeyken, üzgünbalığı adında bir balık yaşarmış. Gözleri simsiyah, ağzı küçücük olan bu balık, mavi, kırmızı ve yeşil pulları güneşin altında parlarken havada dolaşır, hiç arkadaşı olmadığı için üzülür, durmadan ağlarmış. Öyle çok ağlamış öyle çok ağlamış ki, sonunda dünyanın çukurlarında gözyaşları birikmeye başlamış, sonra da taşıp nehirler halinde akmaya başlamış üzgünbalığının gözyaşları, daha büyük çukurları doldurmuş, deniz olmuş.'' Tam burada Kumru atılıp, ''Böylece başka balık arkadaşları da olmuş değil mi?'' diye sormuştu, sonra yanıtı beklemeden, ''Denizler de bu yüzden tuzlu sanırım, gözyaşı olduğu için.'' demişti, akıllı kız.
O geceden sonra âdetleri olmuştu, hemen her görüşmelerinde yeni bir üzgünbalığı masalı anlatıyordu Sulhi: Üzgünbalığı okulda, iyi ıslık çalamadığı yalnızca hava kabarcıkları çıkartabildiği için müzik dersinden bütünlemeye kalıyor; üzgünbalığı evde, geceleri korktuğundan evin bütün musluklarını açıp öyle yatıyor; üzgünbalığı tren yolculuğunda, kompartımanı tavana kadar suyla doldurduğundan bilet kontrolü için kapıyı açan zavallı kondüktör sırılsıklam oluyor; üzgünbalığı lokantada, onun müşteri olduğunu anlamayan kaba aşçılar ve garsonlar ellerinde kocaman bir tavayla üzgünbalığını kovalıyorlar, bizimki yarım bırakılmış bir sebze çorbası kâsesine saklanarak canını zor bela kurtarıyor; üzgünbalığı suluboya resim sergisi açıyor; üzgünbalığı ulusal sutopu takımının kaptanı, üzgünbalığının basın açıklaması: Büyük balıkların küçük balıkları yutmasına üzülüyorum...
Sulhi yeni bir üzgünbalığı masalı anlatmak üzere arkasına yaslandı, biraz düşündü, sonra anlatmaya başladı, sesi hiç de neşeli değildi: ''Üzgünbalığı denize ve arkadaşlarına kavuşunca senin gibi ben de sevinmiştim Kumrucuğum. Ama hiç aklımıza gelmeyen bir sorunu var şimdi üzgünbalığının: Suyun içinde ya, artık ağladığını kimse farketmiyor! Hiçbir balık arkadaşı onun ağladığını görmüyor, yanına gelip 'Neyin var dostum?' diye sormuyor.''
Bir süre ikisi de konuşmadı. Sonra Kumru sordu:
''Neyin var dostum?'' ''
'sayfa: 77,78,79'
21 Aralık 2009
tarih: en uzun gece

**
kendi peşim sıra yola düştüğümün de 365. günüdür en uzun gece. bu sebeple kabahatini biraz telafi ediyor. peşim sıra bir yaşında. yürümeyi öğrenmeye başladı.
yama:
21.12,
en uzun gece,
hiç
17 Aralık 2009
o bir pen
Pen efsanesi geri dönmüş. 2009'un en seksi ürünleri listesinde tanıştım kendisiyle. şahane şeyler etiketini kaptı kapmasına da, tahmini satış fiyatının 2100 tl olduğunu duyunca büzüşen suratımın hesabını vermesi gerek.
15 Aralık 2009
kaçışına uğrayan çiçek
aslında içinde olduğu vakitten ne kadar nefret etse de, bugün benim doğum günüm diye bir cümle kurabilen kadın, annem. bundan bindoksangün önce hayat damarlarından biriyle kendini sekteye uğratmak zorunda bırakılan kadın, annem. bundan bindoksangün önceden bindoksangün sonra, yani bugün bizi hayat damarlarıyla kendine bağlı tutan kadın, annem. yeniden yeniden ve yeniden anne olmuş bir kadının haline mutluluk, acıma ve hüzün karışımı bakışlar fırlatırken bugün benim doğum günüm diye bir cümle kurabilen kadın, annem.
bugün senin doğum günün ve bana her ne kadar unutmuşum muamelesi yapsan da unutmadım.
gözlerinden süzülen mutlu yaşlara..
gözlerinden süzülen mutlu yaşlara..
Sular insanlar gibi geçiyor aklımdan
Mavi aklımdan
Sordular-anımsıyorum-
Bir gün
Neyle örtülürmüş ki su
Suyla demiştim -elbette suyla-
Ya yaşam
Bir başka yaşamla, bir başka, bir başka, bir başka
Oysa bütün yaşamlar bitti
İlkyazlar ve bütün başlangıçlar
Sular
İnsanlar gibi duruyor aklımda.
havvada bulut yok
kadın-erkek ilişkilerinde kadın ve erkeklerin nerelerde durup nerelerde duramadıklarını izleten bir film Havva Durumu.
14 Aralık 2009
perilerin değiştirdiği çocuk
To find her son, she did what no one else dared.
bir dönem melekler şehri olarak adlandırılan Los Angeles'da artan çocuk kaçırma vakalarından payına düşeni alan ve sahip olduğu tek varlık olan oğlunu kaybeden bir annenin kaybını giderme çabası ve bu yolda katlandığı rezillikleri anlatan bir film Changeling.
gerçek bir yaşam öyküsünden alıntılanan filmi izlerken bunları daha önce birilerinin yaşadığı gerçeğini idrak ettikçe yay gibi geriliyorsunuz. anoreksik olan Angelina Jolie dışında film oldukça doyurucu olmuş.
Imdb: 8.0
Imdb: 8.0
13 Aralık 2009
kontrolsüz güç, güç değilmiş
In the near future, you don't live to play... you'll play to live.
Bilim kurgu sevmememe rağmen, severek ve yüksek gerilim hattına yakalanarak izlediğim bir film Gamer.
Imdb: 5.7
Imdb: 5.7
06 Aralık 2009
güneş bir pazartesi olarak mı duruyor burnunuzda
Sanırım benim kalbime koyduğum insanların hepsiyle bir şekilde benzer bir anım var ya da şöyle diyeyim, aynı noktada durduğumuz bir gün olmuş illa ki. seninle paylaştığımı düşündüğüm şey de oldukça derin ve gri. şimdi ne ki acaba? diye düşüneceksin ama bizi burada ifşa etmeyeceğim, sonra kulağına söylerim ama bir ipucu vereyim ki ucundan yakalayasın: indigo-tesadüf. bizim benzeştiğimiz şey de benim orada gördüğüm şey ile ilgili. sanırım anlaması gerekenler için yeterince açıklayıcı olabildim.
bu öğretici bilgiden sonra gelelim sana;
tanıdığım günden beri ne gerek vardı dememem, çoğu günler seni mutsuz ettiğini iddia ettiğin saçlarına bayılmadığım bir günün bile olmaması, hiç tanışamadığım kedine sırf senin olduğu için derin duygular beslemem, gülünce şişmanlayan yanaklarını sevmem, yeşil atkını çalmak istemem, çılgın annene hayret etmem dahası senin çılgınlıklarına hayret etmem, bir gün wow’dan bulduğun biriyle balık tuttuğunuz gölün kenarında sade bir törenle evlenirseniz buna hiç şaşırmayacak olmam, kolundaki böcüğü beslemek istemem, yaptığımız dedikoduları teybe kaydetmeyi hayal etmem, mia’yla olan renkli kafalarınıza çok gülmem, t.inam’ı palete katmana sevinmem, küçük prens kitabını kıskanmam, çektiğiniz vidyoda seliiiiiiiiin! diye bağırmana ölmem, mutsuz olmayı sana yasaklamam, seni çok sevmem gibi şeyler var. bunları bil ve gardını al. çünkü aynı bahçede balon kovalayacağımız daha çok günler var.
bir de sana ayırdığım başka bir şey daha:
Siz ne iyisiniz, ben sizi bir şeylere benzetiyorum
Bilmem bir testi, bir bakır sahan kolay mı sizinle
Çok rahat bir gökyüzü mü var sizinle Güneş bir pazartesi olarak mı duruyor burnunuzda
Yoksa bükülmüş bir nehir gibi mi küpelerinizde
Siz küçük adıyla mı çağırırsınız sessizliği
Öyle mi, ya kim uyandırır sizde
Bu sevişme dalgalarını, aşk seslerini
Bak'ları, duy'ları, okşa'ları, evet'leri
Hele bu elleri, ayakları bu
Gözleri gözleri.
Gidip bir bardak su içiyorum. Ağzım benim!
Su böyle neye benziyor, çok çocuklu bir bahçeye değil mi
Bakmayla içersek gözlerimiz de bir şeye benziyor
Senin gözlerin, bizim gözlerimiz, onun gözleri
Her zaman söylüyorum kuyumcular için imzalı yazı gerekmez
Ama hiç gerekmez öyle değil mi?
Armut ağacı! İyi sabahlar! Sana bakınca yüzüm değişti
Bütün gün çalışıyorum en kötü iş yerlerinde
Yorulup bunalınca hep o sana bakmayı deniyorum
Birden çarşıyı gösteriyor dallarının inceliği
Hem niye saklamalık, çarşıyı gösteriyor işte
Bak! Şakur şukur şapka satın alan birisi
Yusyuvarlak bir kişilik deniyor
Pis adam - ne kötü dünya - öyle mi değil mi?
Siz yok mu, sizin her yeriniz şaşırıp kalmaya istekli
Bir bakın, uyanıp kalkınca çocuk olmalarım var benim
Şu da var: bir sokak en açılmış pencereler dalıyor
Dalıyor da söz mü, yatağa uzatıyor otomobillerini
Aşk duyan bir kadını
Onun kişiliği olan memelerini
Gözlerim! Hey sokak! Geri getiriyor gözlerimi
Kimi zaman da bir cam kırılıyor şangur şungur
Diyorum böylesi gürültüler şiir için gerekli
Öyle mi değil mi?
Bizim o duvarlık tabaklar durmadan uzağa götürüyor evimizi
Daha aldığım gün bildim maydanoz olacak üstündekileri
Maydonoz olacak, maydanoz olacak, maydanoz olacak
İyi ama, niye sevmeli her önüne geleni
Herkesin, herkese, herkesi
Daha dün yepyeni bir son koydumdu şiire
Aldı, yepyeni bir kalabalığı getirdi
Ama iyi yaptım öyle mi değil mi?
03 Aralık 2009
bir 45’lik lütfen; plak ya da tabanca
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







